28 Nisan 2010 Çarşamba

gördüm, sevdim, yazdım, dinledim...



Bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen.
Upuzun, ince ince, karanlık, kokulu.
Sen ki aşkta aldatıldın, yüreğin taş parçası.
Dinle, yağmuru dinle, teselli bul türküsünden.
Her şey olur, her şey büyür, her şey geçer, hayat kalır.
(Artur Lundkvist)

20 Nisan 2010 Salı

Altan’ın kristal denizaltısı’nın düşündürdükleri



“Bir zaman sonra tümüyle kurtulur ve özgürleşirsin.
Ama bir vakitler köle olduğunu gösteren o damga vurulmuştur ruhuna.
Sapı kırık bir bıçak, ölü bir kuş iskeleti kalır içinde.
Bıçağı saplayan çıkarır çünkü;
o çıkarmadıkça, keskinliğini kaybetmiş olsa da o bıçak orada durur”
Evet orada duruyor ama artık acı vermiyor.
Sadece ufak bir tebessüm kalıyor onca şeyden geriye.
Şimdi yine mutluyum.
Hatta belki de onsuz daha mutluyum.
Sadece;
“bugün girdiğiniz bahçenin kapısına onun bahçesinden geçerek geldiğinizi bilmenin huzursuz borçluluğu”...
İyi akşamlar arkadaşım
Teşekkürler herşey için...

birbirinin hiçbir şeyi olmayacakken herşeyi olmak...


Eylül 1976
FRAU VON STEIN'a

"Neden sana acı çektiriyorum, sevgilim?
- Neden hep, ya sana acı çektirmek, yada kendi kendimi aldatmakla geçiyor günler. Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık; ama herşey olduk. Seni artık görmeyeceğim. Yıldızları nasıl seyrediyorsam bundan böyle sana da öyle bakacağım demek!"

Wolfgang von Goethe

11 Nisan 2010 Pazar

Güzel bir anı




Bahar gelmişti adaya, renk renk giyinmişti chania,
Ruhumuza yansıyan mevsim gibi giyinmiştik dünyalar güzeli bir arkadaşla.
Savrulan etekler, çıtır çiçekli bluzlerimizle
Sadece dolaşmak istedik, amaçsızdık.
Güneş gözlerimizi alıyordu.
Durakta chania otobüsünü bekledik
Yarım saat bekledik ama hiç sıkılmadık, hep gülüyorduk.
Merkeze gelince, cıvıl cıvıl insanlarla dolu meydana indik.
Her yer turist kaynıyordu,
Agoraya bir el sallayıp
Dar taş sokaklara daldık
Birbirine yaslanmış eski evlerin arasından old harbour’a vardık.
Güneş hafif hafif yakarken rüzgar da serinletiyor,
Terlememize imkan vermiyordu.
Çok turistik olmayan kumkapıya gitmek istedik
Kıyıdan kıyıdan yürüdük uzun yolları, kıvrıla kıvrıla
Papatyadan tarlalarda fotoğraflar çektik, mis gibi havayı derin derin içimize çektik
İki beyefendi bizi bir şeyler içmeye davet etti, kibarca
Nedensiz utandık birden
Selamlayıp teşekkür ettik kızararak,
Derken kumkapı karşıladı bizi
Ahşap masalardan birine oturduk
İki bira söyledik, patates bir de
Sakindik çok konuşmadık
Ama gerek de yoktu.
Kırmızı ojeli uzun parmaklar soğuk bardaklara dolanmış.
Batan güneşi uzun uzun seyrediyorduk
Ne kalbimin kırıklığı aklımda, ne dönüş telaşı, ne yarın kaygısı.
Chania kalbimize doluyor, sadece huzur, mutluluk.


















Yine ada çağırdı kendine...



Bu pazar sabahı uyandığımda hava kasvetliydi, ruhumun aydınlanmaya ihtiyacı vardı.
Yanımdaki kitabı aldım

*“Deniz süt beyazdı
Kayıktaki adam yavaşça kürekleri denize indirdi
Arka arkaya üç balık fırladı havaya
Üçü de pembe bir pırıltıdaydı
Üç yerden üç kuş sesi geldi
O anda da deniz menekşeye kesti.
Adanın ucundaki nar bahçesinin tepeleme yığılmış çiçeklerinin alı denizin dibine çökmüştü
Denizden arka arkaya üç balık fırladı, üçü de al bir çizgide parladı, söndü
Seher yeli ılık, tuzlu bir deniz kokusu getirdi kıyılardan, ot, kekik, adaçayı, çiçek kokusuna karışmış…”
ve birden ferahadım.

Böyle bir dünyada yaşamak, bu dünyada cenneti bulmak demektir.
Yollarım bulup da yitirdiğim bir cennete uğradı.
Hep dediğimiz gibi "Herkes bir gün adaya dönmeyi hayal eder"...
Bende öyle yaptım.

*Bir Ada Hikayesi’nden (2)- Yaşar Kemal

Bu Blogda Ara da Bul :)

Her hakkı saklıdır!!!

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.