21 Ekim 2010 Perşembe

Kolonya çiçeği ve pembe tas gülü


Ekim ayında Adana'da bir akşamüstü,
Sokağın başında bir hınzır kolonya çiçeği dalgası sardı yüreğimi
Arındı ruhum...
Ekim ortasında kıpır kıpır kalbim yaz bahçelerinde
Tutmak artık çok güçken nefesimi içimde
Bir yeni nefes daha aldım bir ev ilerde
Yine bir dostla karşılaştım o anda
Çocukluğumdan kalma bir pembe gül
Nazlı nazlı kokuyor ama aynı nağmalerle...
Hani zaman geçtikçe kokular başka kokar, tatlar bile değişir
Ama işte o hiç değişmemişti sanki
2 saniye sürdü buluşmamız
Gündelik hayatın sıkıntılarına dönene dek.

Resim:Bridgeman-Adada düş

9 Ekim 2010 Cumartesi

Sen kendini seviyorsun aslında...

senin için yaptıklarımı,
yapabileceklerimi seviyorsun.



dargınlar masası




Deniz kenarında bir masa
Bir gökyüzü hatırlıyorum
Bir omzundan bir omzuna,
O kadar yakındın bana…
Gemilerin sularda batan ışıkları,
deniz anaları, yosunlar kımıldar alacakaranlık bakışlarında,
Bakışlarında bütün yıldızlarıyla bir yaz akşamı…
Şimdi bunca yıl sonra ellerini hatırlıyorum ellerimin yanında
Gözlerini yeni görüyorum daha
Gözlerin sevdalı, aşık…
Konuş ne olursun bu sağır sessizliği yık
Yalan de, değil de, unut de bana
Konuş hatırlama artık
Bilirim ne yaptım ne dedimse hata
:) Bu işe çocuklar gibi başladık
Çocuklar gibi
İyi ki geldi aklıma
Sevmek isterken her defasında
Elimize ne geçerse kıra kıra…
Dedim ya, hatırlama artık
Şarkıyı dinle pick-up’da
Şarkı Rumca “Neden ayrılalım?” diyor
Neden ayrılalım?
Düşün bir daha.
İçtiğim su, yediğim ekmek, adım gibi biliyorum
Yasemin kokuları gibi Göztepe’nin
Urla’nın deniz kıyıları gibi
Öyle görür gibi, koklar gibi, elle tutar gibi biliyorum
Seni seviyordum!
Sana şiirler söylemek, yalvarmak istiyordum, yana yakıla
Yüzünün göklerinde siyah bulutlar,
Yağmurlar vardı saçlarının ormanlarında
Akşam inen sokaklara bakan camları bekar odalarının Ankara’da
Yalnızlıklarım geliyordu aklıma
Ağlamak istiyordum.
Hiçbirini yapmadım ama
Aşkımız boyunca sana söylediklerim
Söylemek istediklerimden ne kadar başka
Anlaşılır şey değil böyle
Geleceği düşüne düşüne geçmişten laf etmek
Bi ara
Sana baktım da
Bizi koyup giden zamanı gördüm
Yalnızlığı gördüm, mahsunluğu gördüm
Sonra unuttum laf arasında
Şimdi söyleyebilirdin diyeceksin; yan yanaydık
Gördüm, ellerin, dudakların
En az Şili kadar, Çin kadar uzaktı bana
Kıtalar, yıldızlar kadar uzaktı
Bastığımız topraklar ayaklarımızın altında.
Senden mutluluklar eserdi geçmiş gelecek bütün yaşantıma
Güneşler doğar doğmaz, ışıklar yanar yanmaz
Senin dünyaların ışırdı dört yanıma
Bitkilerin, faytonların, yastıkların vardı senin
Yüzümü güldüren göklerin, serin serin denizlerin
Besbelli,
Yollarım seninle bulup da yitirdiğim bir cennete uğradı.

Necati Cumalı DARGINLAR MASASI/ 14.05.2002/ 16:31
Kütüphane

8 Ekim 2010 Cuma

sen ve ben


Birgün karşılaşırsak
Sen ve ben
Eskileri anarak
Kucaklaşır mıyız acep?
Sen ve ben
Bir ağaç altında
Havanın serinliğinde
Vücutların sıcaklığında
Yaşamın mutluluğunda
Sen ve ben


Bülend EVLİVA/Bülend'ce Dizeler

Kaktüs



Bir tarafta sümbül
Bir tarafta gül
Ortada bir konca gül
Sen kendini ne sanıyorsun
KAKTÜS


şiir, Bülend EVLİVA/Bülend'ce Dizeler

3 Ekim 2010 Pazar

Küçük Deniz Kızı


Uzak adalarda yaşayan güzel deniz kızı
Ta oralardan beni görmeye geldi dün akşamüstü
Dünyama kendi dünyasının binbir rengini de getirmiş bak,
Ruhumun yoldaşı,
Kalbimin minik kız kardeşi,
Gülüşümün pırıltısı...
Sevindi mi binbir renkle menevişlenen bir deniz,
Üzüldü mü iki damla inci tanesi
Ruhum yokluğunda hep biraz eksik,
Hep biraz yarım kalacak.




Bu Blogda Ara da Bul :)

Her hakkı saklıdır!!!

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.