31 Aralık 2011 Cumartesi

Mutlu yıllar :))

























Bu yıl diyet hep gündemimdeydi, hafif besiliyim hala ama bu yeni yıla- bir istisna olarak- yanımda tatlılarımla giriyorum... Yeni yılda unuttuğumuz tüm güzel duyguları hatırlayalım, kendimizi şımartacak imkanlarımız da olsun. Sürekli yeni şeyler öğrenelim. Ailemizin ve dostlarımızın kıymetini bilelim. Daha iyi biri olalım istiyorum.

Mutluluk, neşe, aşk, sağlık dolu yıl diliyorum hepimize...

Sarı saçlı kızdan selamlar efem.

10 Aralık 2011 Cumartesi

"El ele uyumak tatlıdır, kalp kalbe uyumak daha tatlıdır"






" İnanna:
Annem ona gönül bağladı,
Babam onu yüceltti,
Çalgılar onun için çalınsın,
Ben onun için ağzımdan şarap akıtayım,
Böylece kalbi neşelensin ve sevinsin!
Fırtınadan sesli davul ile,
Sarayın süsü, tatlı sesli lir ile,
İnsanın ruhunu okşayan arp ile,
Ey şarkıcı! Kalpleri neşelendiren şarkıyı söyleyelim!
Saray sevinçli, halk neşeli,
Ey Dumuzi! Günlerin bereketli, tahtın uzun olsun!
İnanna:
Güvey kalbimin sevgilisi, senin neşen hoştur bal tatlısı
Arslan kalbimin sevgilisi, senin neşen hoştur bal tatlısı.
Beni büyüledin, karşında titriyorum, güveyim yatak hazır.
Haydi gel yatağa! El ele uyumak iyidir.
Kalp kalbe uyumak daha tatlıdır.
Dumuzi:
Yanımda bulunman yaşam, birlikte olman bolluk,
Seninle yatmam ise en büyük mutluluk. "

İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi'nin, ülkeye bereket sağlayan evlenme töreninden alıntı.



İlginç:

Dumuzi, yeryüzüne bahar zamanı çıkarak karısıyla birleşir. İşte bu birleşme sunucu yeryüzünde bütün bit kiler yerden fışkıracak, hayvanlar yavrulayarak, yumurtlayarak çoğalacak, her tarafa bereket gelecek diye düşünmüş Sümer din cileri ve o günü yeni bir yılın başlangıcı olarak kabul etmişler.

Bu birleşmeyi, ülkenin kralıyla yüksek düzeydeki bir rahibeyi her yeni yılda büyük şenliklerle evlendirerek sembolize etmiş lerdir. Törenlerde Tanrıça yerine geçen rahibe, Tanrı yerine geçen kralın birbirlerine söyleyecekleri sevgi, aşk, tutku dolu şiirler yazılmış, bunlar çeşitli çalgılar eşliğinde çalınmış, söylenmiştir.

Bu şiirler, Tevrat üzerinde çalışan bilginleri yüzyıllar boyu büyük bir meraka düşüren bir konunun aydınlığa çıkmasını sağlamıştır. Tevrat'ta "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı" bölümünde çok sayıda açık saçık aşk şiiri vardır. "Bunlar tarih değil, dinle de ilgili görülmüyor, neden bu din kitabında bulunuyor?" sorusu araştırmacıları devamlı düşündürmüştür. Kilise papazları İsa'yı seven, kiliseyi sevilen, İbraniler ise Yahve'yi seven, İsrail'i se vilen olarak yorumlamışlardır. 19. yüzyılda ise, bunun, Filistin düğünlerinde yapılan törenlerle ilgili olduğu söylenmiştir. Kutsal evlenme şiirleri, özellikle bu yüzyılın ikinci yarısından sonra okunup çözüldükçe, bunların "Süleyman'ın Şarkılar Şarkısı" bölümündeki şiirlere çok benzediği görülmüştür. Bu bölümün Tevrat'ın en son elden geçişinde bile çıkarılmaması, İsrail'de be reket kültü etkisinin henüz tamamıyla silinmediğini gösteriyor.

Öykünün izleri Ugarit, Finike, Kenan ve Yunan efsanelerinde de bulunmaktadır. İsrail'e Mezopotamya'dan doğrudan doğruya ve Suriye yoluyla geçmiştir bu kült. Kutsal evlenme törenleri İslam dünyasında da iz bırakmıştır. Hıristiyanlar arasında İsa'nın yeryüzüne çıkması, bereket getirmesi inancına dayanan ve yumurtalarla kutlanan, Al manya'da Ostern, İngiltere'de Easter yortusuyla, halkımız arasında Hızır ile İlyas Peygamber'in birleştiği düşünülen hıdrellez şenlikleri bu kutsal evlenme töreninin bir uzantısı sayılabilir.

Takvimimizde yer alan Temmuz ayının adı da Dumuzi'den gelmektedir.

Muazzez İlmiye Çığ-8 Eylül 1995
Kaynak: http://mezopotamya.tripod.com/inannanin_aski.html

9 Aralık 2011 Cuma

Dostlarla, ailemle birlikte


Birileri, bir şeyler hayatımı anlamlı kılıyor...
O büyüdüğüm evin hatıraları, o tanıdık sesler beni hayata bağlıyor.
Eski zamanlardan kalma bir fotoğraf,
Bir çam tohumu, elime bulaşan reçine kokusu, 
Okuldan dönerken kokladığım yabancı evlerden gelen yemek kokuları,
Akşam vakti ezan sesi,
Eve oyundan dönen çocukların yorgun sesleri,
Beraber gün doğumunu izlemelerimiz yaylada,
Sessizliği dinlemelerimiz.
Kardeşimin gülüşü,
Derken, beyaz arabamızın ön koltuğunda, annemin gözyaşları...
Adanmış bir hayat ve onu hissetmenin verdiği anlam, his, umut.
Boşuna olmamalı bu çabalar,
Biz birlikte olmalıyız.

3 Aralık 2011 Cumartesi

life is better at the beach!


Ben sahilde resim yaparken insanlar garip garip bakardı... O zaman da öyleydi, şimdi de öyle :)


Bozcaada'nın Mitolojik İsmi TENEDOS'un Hikayesi






"Poseidon ' un oğlu TENES"
 Antik çağda Leukophrys, Yunan mitolojisinde ise Tenedos adıyla bilinen Bozcaada’nın mitolojide ilk geçtiği yer Tenedos ismini alması sırasındadır. Mitolojide yer alan hikaye şöyledir :


Denizlerin efendisi Poseidon’un kimbilir kaç çocuğundan biri, Kyknos adında bir kralmış.Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisi, Kolonai kentine hükmedermiş. Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes’in annesi ölünce babası tekrar evlenmiş. Fakat üvey anne Philomene, Tenes’e iftira etmiş. Üstelik kendine yalancı tanık olarak bir kavalcı bulmuş. Kral Kyknos bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Tenes’in büyükbabası Poseidon’un yardımı ile boğazdan geçerek Leukophrys kıyılarına ulaşmış. Ada halkı Tenes’i alıp kral yapmışlar ve adanın isimi Tenes’in adası anlamına gelen Tenedos olmuş. Kyknos kısa süre sonra oğluna atılan iftirayı anlamış ve oğlundan özür dilemek için Leukophrys’e hareket etmiş.Tenes babasının gemilerinin limana yanaştığını görünce elindeki balta ile gemilerin halatlarını kesmiş.Yunanistan’da kullanılan “Tenes’in baltası ile kesmek” deyimi buradan gelmektedir. Bir kişi biriyle görüşmek istemediği zaman Tenes’in baltası ile kesti denilmektedir.


http://www.bozcaada-adanada.com/bozcaadatanitim.html 'dan alınmışır.

29 Kasım 2011 Salı

Aşk bardağı yapımı





Genelde bu tip yayınlarım olmuyor ama bu sefer içimden geldi. Sevgili arkadaşım Mehmet Ali nişanlısına ufak bir süpriz yapmak istedi... Ben de ona bu konuda biraz yardımcı oldum. Eğer siz de yapmak isterseniz çok kolay. Marketten alınan düz beyaz bir bardak, iki renki cam yazar kalem ve kitapsan'dan aldığım minik ahşap kendinden yapışkanlı uğur böcekleri. Havada aşk kokusu var :)

Bir göl dolusu huzur

Dün göle gittik... Suya, taşlara dokundum.
Hiç bir yere yetişme kaygısı olmadan,
Öylece oturduk.
En son ne zaman böylesi dinginleşmiştim bilmiyorum.
Topraklandım.
Ördekler kahkahalar atarken uzaktan, biz de güldük.
Parlak güneş ısıttı bizi, bir arı devriyesi ara verdirdi kıpırdamaksızın duruşumuza.
Göle düşen bir taşın sesi dolu, tok.
Dalgalar halka halka dağıldı birden.
Bir arkadaş mıydı bu huzuru veren, yoksa gölün derin suları mı bilmiyorum
Ama ben kendimi harika hissediyorum...





25 Kasım 2011 Cuma

Tek başına

Bir kayığa binmiş,
Ufak ufak ilerlemiş,
Bir maviymiş, bir sarı, bir ışıltı beyin dolusu,
Kısmış gözlerini...
Alabildiğine sakinlik.
İlerlemiş adanın ıssız tarafına.
Tek şişe ve tek kadeh.
Tek kişilik kayıkta.
Kim olduğuna, ne istediğine karar verememiş.
Kendi kendine tartışıp,
Tek başına içmiş.
Tek başına ağlamış.
Tek başına susmuş sonra.
Kendi kendine pazarlıklar, sonra avunmalar.
Derken yorulmuş, koymuş başını kayığa.
Kapayıp gözlerini derin bir karanlık düşünmüş,
Ve sonsuz bir hız...
Hızlandıkça hafifleyen suçluluk.
Dalgalanan sular, rüzgarın yalın sesi.
Zaman yok bu sularda.
Sakinleş yine suyun kollarında.

18 Kasım 2011 Cuma

seni çok özlüyorum

hiç olmadığım bir yerde
etrafta sarı yapraklar ve zehir bir soğuk
ıslak, ağaçlı bir yol
kapamıyorum ceketimi
vurmalı bu rüzgar göğsüme
gözlerim açılmalı soğuktan
hissizleşmeli ruhum
bu sızan boyalar gözlerimden
ellerimi boyuyor ovaladıkça
hiç bir anlamı yok
ağlamanın
hiç bir anlamı yok
hissettiklerimin
Her şey bağımsız gelişirken
kendiliğinden
hiç bir şey yapmak istemiyorum
yokluğun azalmıyor
beynimi meşgul etmek
bu tempo
ruhumu yoruyor
korkularım eksilmiyor
seni çok özlüyorum

24 Ekim 2011 Pazartesi

Biz, her sene başka adada...



İnsan ayrılırken
fırlatmalı şapkasını denize,
içinde yaz boyu topladığı
deniz kabukları
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda,
kurduğu sofrayı sevgilisine,
devirmeli denize,
bardağında kalan şarabı dökmeli denize,
ekmeğini balıklara vermeli
ve denize bir damla kan katmalı,
bıçağını dalgalara saplamalı
ve salmalı sulara ayakkabılarını,
yürek, çapa ve
gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda!
Döner gelir sonra.
Ne zaman?

Ada Şarkılarından...
Denizkızımın hediyesi :)

22 Ekim 2011 Cumartesi

Arada

Hava serin, parlak ve sakindi bugün
Bir Ekim günü Adana'da,
Hayatın koşuşturmacası arasında 10 dk'lık bir arada
Bir bankta oturdum, ayaklarımı topladım,
Toplulukta gruplar halinde konuşmalar, mini konferanslar, vaazlar veriliyordu.
Mutlu olmamak için bir nedemiz yok, diyordu biri laf arasında.
Nişanından bahsederken yanakları kızarıyordu.
Derken gelecek hayalleri, atamalar, sınavlar.
Umutlar, umutsuzluklar...
Ama diğer toplulukta hararet yüksekti,
Hep birden üzülürken gencecik çocuklara,
Karşımdakiler katliam istiyorlardı,
Bir ırka toptan hakaret ederken,
Büyük resmi kaçırıp ayrıntılarla çıldırıyorlardı...
Sadece sustum.
İnsanları çirkinleştiren eğitimsizlik, kendi başına düşünememe,
Ve ben bugün çok çirkin insan gördüm.
Yarın yine göreceğim gibi.
Halbuki karşımdaki kız küçük bebeğinden gözleri ışıldayarak bahsediyor tam da şu anda,
Bu kadar zıtlık nasıl bir arada bulunabiliyor, siz de şaşırmıyor musunuz?
Bu kadar çok hayal ve hayal kırıklıkları, bu denli çok sevgi ve nefret...

Ben bir çıkmaz sokakta büyüdüm

Çıkmaz sokaklar oturma odası gibidir.
İnsanlar sokaklara sandalyeler atar, beraber oturur.
Çocuklar sokakta rahatça oynar arabalardan korkmadan.
Herkes birbirini tanır, yabancı biri gelince gözler sorgular, süzer.
Havasından mı, suyundan mı, insanlar daha bir meraklı olur.
Küçükken eğlencelidir ama akıl erdiksıra anlarsın;  çıkmaz sokaklarda çok sırlar saklanır, çok yalanlar söylenir.
Dedikodular çoğaldıkça çoğalır.
Çıkmaz sokaklar çocukken güzeldir. Sonra sözlerden bir duvar yükselir. Kendi kalıbına yerleştirir seni. Hırpalar.
Hem korunaklıdır herkes için, hem de hapistir.
Hem güzel, hem de inatçı ve zalimdir.
Güvenli, eğlenceli bir oyun eviydi benim için bizim çıkmaz sokak.
Yalan gülümsemelerini, sahteliklerini  görmediğim zamanlardaki gibi saklıyorum onu anılarımda.

16 Ekim 2011 Pazar

fazla













Hayat benim gibiler için fazla yırtıcı,
Sadece kendi kendimle kalabilseydim,
Kalbimi özgür bırakabilseydim eğer,
Bilmiyorum ki daha sakin kalır mıydım?
Bu koşuşturmaca,
Bu bencillikler azalır mıydı?
Kendimi senden özgür bıraksam,
Aklım daha huzurlu olur muydu?

Küçük prens'in de dediği gibi:

"Eğer insan bir çiçeği seviyorsa ve milyonlarca yıldızın üzerinde bu çiçekten yalnızca bir tanecik varsa, yıldızlara uzaktan bakmak bile bu insanı mutlu etmeye yeter. Çünkü insan kendi kendine 'işte benim çiçeğim oralarda bir yerde' diyebilir."


 

12 Ekim 2011 Çarşamba

Eski zamanlara saygı

Dün seni aramak istedim
Neler yapıyorsun, hayatın nasıl, ordan burdan konuşmak istedim.
Ne de olsa biz arkadaştık,
Hayat ne kadar garip,
Bir ömrü paylaşmayı düşünecek kadar yakınken, birer yabancı olmak.
Hiç haberleşememek.
Söz vermiştim arayacağıma
Ama aramadım, arayamadım.
Çünkü boş yere ümit etmeye devam etmeni istemedim.

Biz çok yanlışmışız artık daha da net görüyorum.
Ama bizler iyi insanlarız, medeniyiz...
Halden anlarız.

Hem artık evlenmişsin,
Yani artık aramızdaki gerginlik de aşılmış olmalı...
Ama yine de uygun değil diyor içimden bir ses.
Boşver diyor...

Ama bil sen benim iyi bir arkadaşımdın.
Zor dönemlerimde beni korudun,
Bana güzel hayaller verdin.
Minnettarım sana.
Benden nefret etme lütfen.
Ve çok mutlu ol yeni hayatında.



3 Ekim 2011 Pazartesi

Moon river and me...

There's such a lot of world to see...


Bir şiirden düşmüş olmalısın

Gece karanlık,
Ay kızıl hilal, iniyor an be an zirvelerden
Birazdan yeryüzü ile bir olacaklar.
Ben uzaklardaki seni düşünüyorum.
Sen günü yaşıyorsun orada,
Aynı aya bile bakamıyoruz.
Sen düşüncelerimle bir oluyorsun,
Her şey oluyorsun.
Teninin kokusu, biraz ıslak toprak ve çim
Sen eski zamanlardan kalmış olmalısın.
Bir doğa parçası, bir parça gök, dalga sesleri
Bir şiirden düşmüş olmalısın*
Bir parça huzur, bir çocuğun gülüşü, bir parça şehvet,
Sen bir filmden çıkmış olmalısın,
Herkes gibi görünerek saklıyorsun gerçek seni,
Neden herkes gibi olmak isteyesin ki?
Biraz ahenk, biraz duygu, biraz hüzün,
Sen bir şarkıdan çıkmış olmalısın.



















*İlhan Berk'in bir şiirinden bir deyiş "bir şiirden düşmüş olmalı bunlar, böyle diyordu yoldan geçen biri" diye devam ediyordu... çook severim

1 Ekim 2011 Cumartesi

Hayat kadar güzel bir kadın biliyorum

Puslu zamanlardan kalma bir kadın
Hafif lekeli, yer yer ince kırışıklarla cildi
Kusurlarıyla birlikte dimdik, yapılı, güçlü ve güzel.
Toprak gibi, doğa gibi,
Sadece kendisi,
Ne bir eksik, ne bir fazla
Yüzyıllardan sonra bile değişmeden
Sade bir doğal kumaş üzerinde, gümüş el yapımı küpelerinde damlalar ve turkuaz taşlar
Tek bir gümüş yüzük.
Ne sentetik bir renk, ne de kokular üzerinde
Gözlerinde anlayış, bilgelik,
Her bir duruşu antik bir şiir,
Konuşmaları, ses tonu başka zamanları anımsatırken böyle
Yaşın ne önemi var, sen hayat kadar güzelsin bence.

30 Eylül 2011 Cuma

Aç gözlerini

Her şeyin başladığı yerde bekliyorum seni
Üzerimde yasemin kokuları
O kadar zamandan sonra,
O kadar telefon konuşması,
Üst üste yığılı hayaller,
Yükselmiş beklentilerle
Diyorum ki,
Belki de sevmezsin beni
İstemezsin sınırlarımı
Bavullarım sığmaz odacıklarına.
Sonra dersin artık basit şeylerden hoşlanıyorum,
Bu karmaşıklıklar,
Bu lekeler,
Bana göre değil, artık değil.
Temiz bir sayfa tek istediğim, el değmemiş.
Bende bazen bunu istiyorum
Çok zor herşeyi olduğu gibi kabullenebilmek,
Ama hadi bana bir iyilik yap
Aç gözlerini.



22 Temmuz 2011 Cuma

Fikrinin ince sövgülerine bayıldım arkadaş

Şairin de dediği gibi;

O zaman "Sürelim sabrımızı, sürelim onun en dolambaçlı yollarından"...





ZAMAN

Yaşamı tekilliğe hapseden çoğul bir sonsuzluktur zaman


Çocuklarıyla oyun oynayan bir babadır.

Oyuncaklarını saklayan ve bulduran.

Tozun havaya kalkması, havanın onu reddetmesidir.

Bıraktığın ipin ucunu tekrar tutabilmenin

İmkansız hale gelmesidir.

Güneşe aşık bir çiçeğin aşkından kavrulup solmasıdır zaman.

Rotası belirsiz bir gemidir

Pusulasını yıldızlara asan.



İğdiş edilmiş bir deniz atının,

geceleyin şafaktan korkup hüngür hüngür ağlamasıdır zaman.

Doğurduğu hayatlar için utanır mı varlığından yoksa öldürdükleri için yas mı tutar yalancıktan

İyisi mi öylece geçip gidelim.

Sürelim sabrımızı, sürelim onun en dolambaçlı yollarından


http://ervenin.blogspot.com/




















picture by juxtaposejane on polyvore

21 Temmuz 2011 Perşembe

Yaşlanıyor muyuz ne?

Yüksek sesler artık rahatsız ediyorsa,
Giderek kısılıyorsa müziğin sesi,
Demek değil ruhumuz boşalıyor
Ama genç değiliz artık, büyüdük.
Fark ediyorsun artık sende,
Bu kalabalıklardan kaçmalar,
Alışamamalar insanlara,
Daha çok düşünüp, daha fazla dinleyip
Kısmak sesimizi...
Sahile vuran taşlar gibi, dalgalara çarpa çarpa
Törpüledik keskinliklerimizi, dilimizi...
Daha anlayışlı, daha az sorgulayıcı...
Bizi seyrelten hamsılıkları buharlaştırıp
Daha yoğun bir biz olarak devam ediyoruz pişmeye.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Tadım Günleri

Bu sene ilk tadımıma katıldım Bozcaada'da
Tamamen kitap üzerinde bilirken aromaları,
İlk defa bu kadar çoğunu bir arada buldum
Tek tek tattım adadaki şarapları elimden geldiğince.
Önce Vasilaki, sonra Çavuş beyazlardan,
Ve Kuntra ile Karalahana kırmızılardan
Çünkü bunlar adaya ait lezzetler...
Meyvemsi lezzette hoş şaraplardı.
Sonra Merlot tattım, kadife gibi...
Yumuşacıktı,
Nasıl daha önce tanışmadık, şaşırdım.
Talay'ın da Merlot'su güzeldi ama Çamlıbağınki sanki daha güzeldi.
Daha pek çok şarap tattım,
Cabarnet Sauvignon, çeşit çeşit kupajlar,
Beyaz şarap çok sevmem ama bir Sauvignon Blanc vardı,
Baharatlı bitki tatları,çiçek kokuları  içinde
Olgun...
Ve tabi altın vuruş Çamlıbağ likör şarabıydı, harikaydı
Yıllandırıldığı meşe fıçının izleri üzerinde, güçlendirilmiş, hafif tatlı...
Her tadın, her notanın içinde kayboldum.
Karşımda Polente feneri,
Altımda alabildiğince bir deniz,
Yanımda dostlar,
Böyle bir lezzet daha güzel sunulamazdı herhalde.
Bizi bu lezzetle tanıştıran denizkızının da hakkını vermek lazım.
Herşey için teşekkürler,
Şu anda içtiğim şarabım* da onun şerefine olsun,
Bir de daha nice öğrenilecek tatlara...


*tenedos-Talay (Cabarnet Sauvignon-Kuntra 2007)
7. Bozcaada Şarap Tadım günleri 23-26 Haziran 2011





Adanın çocuğu

Çok esmer,
Kocaman bir gövde,
O gövdeye oturtuluş yuvarlak, bilge bir kafa,
Bir çift sevimli, kömür göz,
Onun adı, "herşeyi bilen adam".
Samimi, düşünceli, bazen biraz basit, bazen biraz kompleks...
Çoğu zaman sıcak.
Toprak gibi, güneş gibi,
Bilinmeyen diyarların kokusunu taşır gibi.
Biraz hayvani ama aynı zamanda çokça medeni.
Yıllarca dünyaya boş verdi bu adada,
Şimdi bu boş vermişlikten de sıkıldı,
Kıskanç sevgilisini istedi yanıbaşında,
Bir ailesi, bir evi olsun istedi,
Sonra uzaklara bakıp gülümsedi
Kararsızlığın laneti uzaklarda kalınca rahatladı,
Şimdi çok daha güzeldi.
Esmer teni yıldız yıldız parladı.
Daha da irileşti sanki, meydan okumaya, yüzleşmeye hazırdı.
Ada onun için ondan vazgeçti,
-Mutlu ol, dedi...
Sonra güneş battı,
Ada vedalaştı.
Kız tuttu ellerinden ve kendine çekti,
Köpüklü lacivert sularda ilerlerken anakaraya doğru,
Farklı hissediyordu adanın ışıklarından uzaklaşırken.
Artık başka biriydi.


11 Temmuz 2011 Pazartesi

Parfümün dansı

Bir yasemin kokusu var ellerimde,
Kokladıkça kendimden geçtiğim.
Çocukluğumu anımsadığım,
Saflığında kaybolduğum.
Şimdi şimdi farkediorum nüansları
Farkettikçe de keyifleniyorum
Ben pek karışık şeyleri sevmiyorum...
Kokuları yeni yeni keşfeden bir öğrenci olarak,
Şu anki kafamla diyebilirim ki;
Benim kokum saf yasemin.

















Alttaki resmi çok beğendim http://www.tendreams.org/baroque.htm

8 Haziran 2011 Çarşamba

ŞARKI MİMİ

ah deep ben tembelin tekiyim :)) ni mimlediğin için çok teşekkürler ve geç kaldığım için e özürler... Bıkmadan usanmadan dinlediğim teomanın çok şarkıları var, bir de "here i dreamt i was an architect" the decemberists... How I met ur mother'ın  bana kazandırdığı güzel bir şarkı...  

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Unuturuldu herşey



Sonra herşeyi unuttular;
Suya, toprağa bağlıydı herşey,
Ateş ve havaya bağlıydı...
Ama herşey unutturuldu.
Şeytani dendi,
Yasak dendi
O da unutturuldu
Arkadia artık boş,
Ruhlarınızın boşaltıldığı gibi.
Gülüşlerin yavanlaştığı,
Herşeyin maddileştiği,
Yasakların gitgide çoğaldığı gibi.
Ne merak, ne öğrenme güdüsü, ne de heyecan...
Kendi elleri ile iplerini çeken bir insanlar sürüsü.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Ben, şarap




















Kırmızı kokulu üzümlerim vardı benim,
Bir kerede sıktılar beni yormadan
Bekledim bir süre renklendim, güçlendim, doydum.
En nadir sular süzüldü içimden,
Damla damla aktım, arındım bedenimden...
Sana hazırladım kendimi,
Yüzyıllar öncesinden kalma bilgilerle dolu ellerde.
Doğa kendine düşen görevleri yaptı.
Kaynadı sularım, alkole doydu.
Azaldı şekerlerim ama yok da olmadı.
Dinlendim içi kavruk bir meşe fıçıda,
Kendime çok şey ekledim, çoğaldım, duruldum.
Yeni bir ben oldum artık.
Eser yok eski bildiğin halimden
Gül kokan, çiçek kokan bir tazeyken
Bak on yıllar geçti,
Kuru meyveler- bal kokuyorum, ağaç kokuları içimde,
Ben olgunum bugün
Her bir damlam zevk, neşe kederli kalbine,
Tüm bu yılların huzuru, sakinliği hepsi burda
Hissedebiliyor musun zenginliğimi?







Dionysus-Baccus











15 Mayıs 2011 Pazar

Uyanın, Çünkü Kötü Düşler Görmektesiniz!


Uyanın, çünkü kötü düşler görmektesiniz!

Uyumayın, çünkü korkunç yaklaşıyor.
Bulur seni de, kan dökülen yerlerden çok uzakta olsan bile, rahatsız edilmek istemediğin ikindi uykularında
gelir bulur seni de.
Bugün değilse yarın,hiç kuşkun olmasın.
“Ey tatlı uyku kırmızı çiçekli yastıkta,Anita’nın üç haftada işlediği, yılbaşı hediyesi yastıkta
ey tatlı uyku, kızartma yağlı da taze ise sebze.
Uykuların eşiğinde hatırlanır dün geceki filmde“Haftanın Olayları”: Hamursuz’da kesilen kuzular, uyanan doğa
Baden-Baden’de açılan kumarevi,kayık yarışlarında Cambridge, Oxford’u üç boy farkla yendi..yeter zihni oyalamaya bunlar.
Ey bu yumuşak yastık, ekstra kuş tüyleri!
Unutulur üstünde dünya dertleri, örneğin şu haber:Çocuk düşürten sanığın sözleri, kendini savunurken:Yedi çocuklu bu kadın bana geldi, kucağında emzikteki
Ne bez, ne kundak, gazeteye sarmıştı.
Ne yapalım, mahkemelik işler bunlar, değil bizim işimiz.
Hem elden ne gelir, birinin hayatı çetinse ötekinden.Ve torunlarımız savaşsın yarınlarla.”
“Ah, hemen de uyudun mu? Aman, uyan, dost!
Bak, dikenli tellerle çevrilmiş çevren, yüksek gerilim
Ve dikilmiş nöbetçiler.”
Hayır, uyumayın, dünya düzencileri durmadan çalışırken!
Güçlerinden kuşkulanın, ki biz sizin için edindik bu gücü, derler.
Bırakmayın, kalpleriniz boş olmasın, boşa çıksın hesapları!
Havacıva şeyler yapın, şarkılar söyleyin, sizlerden umulmayan şarkılar!
Dayatın, kum olun dünya dişlilerinde, yağ olmayın!

Günter Eich

Çeviri: Behçet Necatigil


14 Mayıs 2011 Cumartesi

dionysus sailing with dolphins

dionysus sailing with dolphins
Bir gece dionysus geldi tatlı uykuda yüzen rüyama
Unuttuğum bir düşün ateşini yaktı yüreğime
Bundan sonra başka birşey düşlemeyeceksin dedi
Tükenmiş hayalsiz gecelerin bitti korkma,
Sana yeni düşler veriyorum!
Yeni bir hayat vadediyorum!
İnsanların unutmaya başladıkları herşey yansın kalbinde
Mutluluk çok yakın...
Şimdi, hadi... Yunuslarla yüzelim lacivert sularda...

10 Mayıs 2011 Salı

Sarı, alacalı bir kedi olsam...

Sarı,alacalı bir kedi olsam
koysam taşa başımı..
uykunun en hafif zamanında,
en güzel rüyaya dalsam..


Serap Kiriş

17 Mart 2011 Perşembe

Adak




Salkım salkım üzümler tutuyorum avuçlarımda,
Sıktım tanrısal su aktı ellerimden
Şarabımı bu sene senin şerefine yaptım
Her bir damlasında adını anarak.
Dileğim olursa ancak yudumlayacağım bu kızıl suyu...
Ancak o zaman anlam verecek sarhoşluğu.
İşte bu benim kutsal adağım...




13 Mart 2011 Pazar

THE BIG BANG

Yeniden yaratıldı tüm dünya dün seninle
Tüm bu karmaşa durdu
Bu pırıl pırıl güneş senin eserin bugün
Bir gökkuşağı gerdim boydan boya şerefine
Çocuklar uçurtmalar uçurdu
Bir parça pamuk şekeri yuttum
Pembe ojeler sürdüm senin için
Deniz kabuğu ve incilerden bir taç taktım
Bir heykel gibi yükseldin
Efsaneleştin
Ama görkemli güzelliğin değil bunun sırrı
Bir gökyüzü kadar huzur barındıran, özgürleştiren ruhun,
Küçük bir çocuğun masumiyeti ve neşesi ile menevişlenen eşsiz bakışların,
Sahiplenen ellerin.
Sorgulamasız, yargılamasız, koşulsuz, şartsız seven…
Duydum methiyeler düzüyorlardı ardından
Anlata anlata bitiremezler günlerce konuşsalar seni
Hiçbir erkek böylesi bir mertebeye erişememişti bu diyarlarda
Seni selkie’e getiren belki tesadüf, belki şans, belki kader…
Ne dersen de,
Ben ona “big bang” diyorum
Hayatımın büyük patlaması.






















Filozofun hediyesi


Mutsuz, güneşin doğmadığı bir günde
Uzak bir ülkenin ıssız bir kösesinde karşılaştım seninle
Tanımadığım ne kadar insan varsa hepsi sendin,
Uzak hayallerim ve uzak ihtimallerim hepsi sendin,
Sen bir yabancıydın,
Ve ben yabancı ile konuşmanın verdiği garip, huzursuz ve heyecanlı bir ruh haliyle,
Döktüm kendimi son dakikalarını yaşayan o masanın üstüne
Heyecanlarım beraberinde getirdi korkularımı
Her duygumla soyundum gittikçe
En son ruhumun en çıplak haliyle kaldım karşında
Küçücük bir çocuğun en masum haliyle…
Ardımdan sen geldin peşi sıra,
Hayatın gerçeklerin sıyrıldın bir anda,
Gerçek olmayan bir anda, var olmayan bir yerde
Ve en önemlisi gerçekte var olmayan biriyle, benleydin.
Orda seni yoran, sıkan, umutsuz, mutsuz, acımasız yapan hayata
Kısa bir mola verdin,
Kaçtın herkesten, ondan, onlardan ve kendinden.
Olabilecek en net şekilde anlattın her şeyi,
Tek bir kelime söylemeden…
Gözünü kapattığında bir suretim bile canlanmazken,
Anlattın sadelerce konuşmadan ve susmadan.
Dinledim…
Sadece dinlemedim…
Anlama çabasına girip seni anlatma derdine sokmadan
Amaçsızca dinledim seni
Her gün senleymişim gibi.
Ama her şey uzak eski bir anıydı sadece
Sadece yaşanan küçük bir an,
Uzun yollarımız üzerinde önemsiz bir durak,
Kuşkusuz her durak gibi bu durakta yeni bir sorgulamanın ilk adımıydı,
Düşünmenin, yeni bir hayalin,
Oysa bu durakta her durak gibiydi,
Durmanın tek sebebinin gitmek olduğu…
Ve sen gittin…
Kendi dünyanın bilinmezliğine gittin,
Ve her günümün bilinen sıradanlığına,
Bir türlü sonu gelmeyen aşklarıma,
Her zaman umursamazlığıma gizlenen o özlemlere geri döndüm,
Ve sen bilemezdin,
Çünkü sen bilemediğin dünyandın;
Senin dünyan kadar sen de bilinmezdin,

Kimdin neydin bilmiyorum,
Hatırlamıyorum cismini,
Canlanmıyor gözümde yüzün,
Sen hayatımın kargaşasının yarattığı karmaşada,
Tatlı, kısa bir molaydın,
Hem söylesene yabancı,
Sen de orada mıydın?
FİLOZOF

sarisaclikiz@gmail.com

Bana ulaşmak isterseniz adresim, sarisaclikiz@gmail.com...

10 Mart 2011 Perşembe

İthaka (Konstantin Kavafis)



İthaka’ya doğru yelken açtığında,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu olsun, bilgelik dolu olsun.
Korkma Laistrygonlardan, Kikloplardan
ve hiddetli Poseidon’dan,
çünkü yüce tutarsan düşüncelerini,
soylu bir duygu kuşatırsa ruhunu ve bedenini
karşılaşmazsın onlarla asla.
Ruhunda barındırmazsan onları,
ruhun onları gözlerinin önüne dikmezse
rastlamazsın Laistrygonlara, Kikloplara
ve hiddetli Poseidon’a.

Dile ki uzasın yolun,
gani gani olsun yaz günleri
büyük bir neşeyle ve memnuniyetle
gir daha önce hiç görmediğin limanlara;
değerli eşyalar almak için
Finike pazarlarına git,
inciler ve mercanlar, kehribar ve abanoz,
türlü türlü kösnül koku da al,
alabileceğin kadar al ayartıcı kokulardan,
bir sürü Mısır kentine de uğra
öğrenmek ve tekrar öğrenmek için bilgelerden.

Gönlünden çıkmasın İthaka asla.
Belirlenmiş amacındır oraya ulaşman.
Gene de hızlandırma yolculuğunu.
Bırak sürsün uzun yıllar,yaşlandığında dön adana
yol boyunca edindiklerinle varsıllaşmış olarak.
İthaka’nın sana varsıllık vermesini ummadan asla.

İthaka sana bu güzel yolculuğu verdi.
İthaka olmasa yola hiç koyulmayacaktın.
Şimdi sana vereceği başkaca şeyi yok İthaka’nın.

İthaka’yı yoksul bulsan da, kandırıldığını hissetme.
Şimdi, öyle bilgeleştin ki, öyle deneyimlisin ki,
biliyorsun artık anlamını İthaka’ların.




(1911)


Konstantin Kavafis (1863-1933, Yunanistan)

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


tablo: john_william_waterhouse

19 Şubat 2011 Cumartesi

Buruk şarap




Yine bir deniz yalnızlığımda
Bu gece
Son yudumu senin şerefine içtim
Şimdi nasıl hissettiğini anlıyorum seneler sonra
Son bakışın kadar buruktu şarabım.
Merak etme artık daha fazla yargılamayacağım
Dalgalar her seferinde vazgeçiriyor
Çingene pembesi begonviller, cılız gece lambaları altında,
Bak koyu yeşil şarap şişem de bomboş aynı içim gibi
Sadece merak ettim
Şimdi nasılsın arkadaşım?

tablo: john_william_waterhouse_siren

İstanbul

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.
Ümit Yaşar Oğuzcan


İtiraf: Deniz kızım bu şiirden arak yapmıştık sana yazdığımız kartı... Yine bir İstanbul macerasında buluşmak dileğiyle :D

11 Şubat 2011 Cuma

TUTKU


Satürn'ün laneti hala hüküm sürüyorken bu sularda
Geçmişten hatırladığım ilk aşk kıpırtıları gibi
Zamansız bir tesadüf,
Unuttuğum duygular, heyecan, sevinç, coşku
Yeniden faaliyete geçmiş bir yanardağ gibi
Ama huzursuzluk beraberinde, suçluluk duygusu...
Ne zaman masumdum,
Ne zaman hain?
Bilmiyorum kim olduğumu
Ve en güvenmediğim kendimken nasıl huzur bulabilirim?...

Kozmik fırtınalar devam ediyordu,
Mars geri gitti, ay tutuldu.
Sonra birden yine parıldadın,
Uzaklardan bir yabancı parıltı,
Çölde bir serap,
Bir anlık bir göz yanılması,
Cennetten bir köşe, cehennem azabı.
Sirenlerin büyülü sesleri kadar tehlikeli,
Gemi direğine bağlı Odysseus gibiyim.
Seslerden çılgına dönmüş, atamıyor kendini karanlık sulara
Kurtulsa bile bu sulardan hiç unutamayacak o sesleri.

Ah tutku bence şimdi ölmen gerek…


6 Şubat 2011 Pazar

İbrani Üçlüsü

En güzeline Sulamlıların
kutsal Yahud korusunun çiçeği
kokundan yayılır ve yeniden doğar
tapınak, kaynak ve defne
ve senden bende uyanan
ritmin, dansın, şehvetin
çünkü dudağın yansıtmakta
kana bulanmış altın tepsisini Salome'nin

ARİF DİNO/Çok Yaşasın Ölüler

erken doğum günü kutlaması

Yeni hedefler, yeni yollarım var,
Kocaman bir umut
Uçsuz bucaksız hayallerim var
Artık hiç bir sınır istemiyorum
Yeter kimse döndürmesin beni sıkıcı, yaşlandırıcı gerçekliğe
Yepyeni hisler,
Yepyeni başarılar
Yeni bir ben diliyorum bu sene kendime.

21 Ocak 2011 Cuma

Gagavuzca bir şiir denk gelmişti bir zaman...





Böcek, böcek gel bana
Bir laf söyleycäm sana
Yapacam bän bir evcäz
Sän taşı bana kumcaz
Sän taşı bana sucaz
Sän taşı bana otçaz
Evcezi ben yapacam
Sän da orda yaşaycan

 "Dionis Tanasoglu "

Bir yaz gecesi rüyası

Rüyaydı herşey ılık bir yaz gecesinde geçen
Kalbindi karanlık geceyi ışık ışık yıldızlarla süsleyip güzelleştiren
Ay ışığına yol gösteren.
Ama geceler biter,
Ki derler, her güzel şey de bitermiş.
Aşıklar ayrılırmış sabahları usulca,
Belki de hiçbir zaman dönmeyecekler bu perili ormana.
Acı, gözyaşı, bekleyişler, pişmanlıklar...
Ama belki bir ses duyulur sonra
Oyundaki gibi hani:
"Hepsi şaka, hepsi şaka, sakın buna kanma!"

7 Ocak 2011 Cuma

sabaha karşı 4 sularında...



Tatlı tatlı esen sabah rüzgarı,
Beni de uzak adaların esintilerine karıştır.
Ölüm taklidi uykumda yükselirken ruhum,
Bırakıver beni de kaygısız diyarlara...

İllüstrasyon; Marc Gustavson

Bu Blogda Ara da Bul :)

Her hakkı saklıdır!!!

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.