25 Aralık 2012 Salı

Temiz Beslenmek?


Bir süredir "temiz gıda" konusuna takılmış durumdayım. Ben bir gıda mühendisiyim ama mesleğim beni gün geçtikçe, endüstriyel ürünlerden nefret ettiriyor. Koruyucular, aroma artırıcılar, yağ ikame ürünleri. Kandırılıyoruz. Besin değerini kaybetmiş, doğallığından eser kalmamış şeyler tüketiyoruz.
Bu üründe trans yağ yoktur yazıyor, işlenmiş ısıl işlem görmüşse, pek de inanamıyorum, oluşuyor. Gazlı içecekler... Neden içiyoruz? Bir anlamı yok. İçinde vucudumuza yarayan bir şeyler yok. Gereksiz şeker yığını. Her tarafımız salt şeker kaynağı. Meyve yemiyoruz, sebze yemiyoruz. Sosis, ? İçindekiler beni çok ürkütüyor. Et yok. İçinde modifiye nişasta var inanılmaz oranlarda. Türkiye'de sosislerin et oranına markette bir merak edip de bakın. Modifiye nişasta dediğim şey normal nişasta gibi bir şey de değil bağları kimyasal yollarla kırılmış düzenli alımında sayısız zararı var, böbrek ve karaciğer hasarı gibi. Aman her gün sosis yemiyorum ki dediklerini duyar gibi oluyorum ama bu menem şey her yerde; soslarda, ketçap-mayonezde, hazır kutulu pudinglerde, bir çok hazır tatlıda, yani kıvam verilmesi gereken bir çok yerde. Salam, hazır köfteler, cipsler ve dahası. Ah velhasıl kelam ne yediğinizi bir düşünün. Marketten bir şeyleri sepete atmadan içinde ne var bir okuyun.
"Temiz Gıda" demek içinde yapay herhangi bir madde bulunmayan gıdadır. Organik beslenecek bir bahçemiz yok, varsa ne güzel... Ama bari sadece ne yediğinizi bir okuyun. Kimyasalları yemek için para vermeyin. Bu kadar bile bir başlangıçtır.

İyi akşamlar.





































Görsel Kaynak: http://www.healthcentral.com/depression/c/458275/153843/mediterranean?ap=2013

22 Aralık 2012 Cumartesi

İşte bir HASAT hikayesi


Snooth'un görsellerine zaten dayanamıyordum, bu posterlerine bittim. İşte karşınızda bir hasat hikayesi. Orjinal postere linkte verdiğim kaynaktan ulaşabilirsiniz.


Kaynak; http://www.snooth.com/articles/harvest-infographic/


İçeceğiniz şaraba karar veremiyorsanız...

İşte size farklı bir yaklaşım, posterin büyük halini kaynaktan indirebilirsiniz.
 
 







 


Farklı şarap çeşitleri tablosu


Bu kadar çok şarap içinden hangisinin hoşunuza gideceğini nasıl bulabilirsiniz? Bu tablo çok yardımcı olabilir. Posterin üzerine tıklayınca veya kaynak adresten büyük versiyonuna ulaşabilirsiniz.

Kaynak: http://winefolly.com/review/different-types-of-wine/


18 Aralık 2012 Salı

LEZZET İLE GELEN TEHLİKE


 
 
Kabul etmek gerekir ki, fast foodlar, birçok insana lezzetli gelmekte, aynısını kendi çabalarımızla yapmaya çalışsak da aynı lezzeti vermemektedir. Bunun sebebi ekşi, tuzlu gibi klasik tatların yanında “umami” diye...
isimlendirdiğimiz, beşinci tat duyumuzdur.

Umami tadı, tanımlamak biraz güç olsa da, bireye aşırı derecede lezzet verdiği bir gerçektir. Bunun esas sebebi, glutamat dediğimiz, asit formundaki glutamik tuzlardır.

Fast foodların lezzetli olmasının sebebi de, içerisine, fazladan, glutamat katılmasıdır. Glutamat, umami adını verdiğimiz tadı veren ana bileşendir.

Vücudumuzun, belirli oranlarda, glutamatın çeşitli formlarına ihtiyacı vardır. Ancak glutamat fazlalığı, serebral ve serebellar korteksleri yani beyin ve beyinciği örten tabakalara hasar verir. Bu kortekslerin görevi; düşünme, dil, algılama, hareket, sonuç çıkarma gibi sosyal hayatta ve iletişimde yer tutan önemli bir takım özelliklerin sağlanmasıdır. Glutamat fazlalığı ile hasar gören korteks, bu işlevlerini yerince ya hiç getiremeyecek ya da az veya hasarlı şekilde getirecektir. Bu nedenle, özellikle ileri yaşlarda glutamat birikimine bağlı olarak, Alzheimer gibi hastalıklar baş gösterecektir.

Fast Food, günümüz dünyasında fazlasıyla sevilen ve tüketilen bir yiyecek türü. Elbette, isteyen tüketmeye devam edebilir ancak aşırıya kaçmamak, bireylerin sağlığı açısından her zaman olduğu gibi, daha iyidir. Bu nedenle Fast Food, tüketiminde, dikkatli olmanızı öneririz.

Hazırlayan: Dr. Kübra Gül
 

14 Aralık 2012 Cuma

DIY

Ben yaptım, boyadım, coştum...



Benim ev yapımı vişne likörüm

 
 
 
Geçen sene hocam bir komşusunun fermente ettiği vişne şarabından likör yapınca aklımı almıştı. o koku, o lezzet beni benden aldı, bir yudumu kahveye nasıl da bir lezzet katıyor.
Tam kış içeceği.
 
Ben de bu yaz anneannemden yayladaki vişnelerden bir bidona biraz ayırmasını istedim.
Çok kolay sadece sapları ayırıp çekirdeği çıkarmadan atıyorsun.
Üzerine vişnenin 1/4'ü kadar şeker eklemesi gerektiğini söyledim, 5-6 tarçın çubuğu ve biraz da karanfil...
Sonra ağzını kapa bekle.
Bitti, gitti :)
 
Aslında tembelliğimden Eylülden beri bekliyordu beni vişnelerim ama evvelki gün alkol derecesini ölçtüm: 10 derece.
 
Genelde bu kadar şeker ekleyince 9-10 derece alkol oluşuyor. Buna 200 ml kadar likör alkolü biraz da (yarım bardak kadar vardı) ekledik. Bizde vardı, siz bulamazsanız votka veya kanyak da olur.
Henüz servis etmedik, servis sırasında da resim çeker eklerim.
 Müthiş kokuyor!!!
 
 
 
 
ilk foto: http://www.enduroist.com/forum/showthread.php?t=7431 adresinden alınmıştır.

7 Aralık 2012 Cuma

Ev buldumm


Uzun zamandır Bordo'da ev arıyorum. Yurtlar kabul etmiyor, yer yok. Evler çok pahalı. Vize alamıyorum derken bugün sonunda ev buldum :)) Appartager diye bir site aracılığıyla. Çok faydalı bir site eğer Fransa'da bir oda arıyorsanız.

Fransızlar bizim gibi değil. Benim yüzleştiklerim, vize servisi dahil, pek arkadaş canlısı değildi. Umarım bu genel bir tutum değildir. Git gide  kendi ülkemin, insanlarımın aslında nasıl iyi olduğunu anlıyorum. Benim memleketim gibisi yok.
Keşke kendi ülkemizde daha iyi çalışma şartlarımız olsaydı da başka arayışlara hiç girmeseydik.
Yoruldum mu ne...

17 Kasım 2012 Cumartesi

Kendine küsmek çok erken




 
Senin için çok erken,
Sevgilere küsmek çok erken.
Yürümeyi, konuşmayı biliyorsun,
Kendine küsmek çok erken.
 
Ürkek-heyecanlısın.
Bırak zamanı izleme,
O arkandan gelsin.
Anıları terk et,
Önce bu gün
Sonra yarına uzan
Bütün sazları at
Ezgi çiçeğim
Yüreğinde söyle türküleri.
Tende ve dilde yaşanırken aşklar,
Sen narin bir çiçek,
Koklanmaya küsmek çok erken.
 
 
Geçen gün bu şiiri okul notlarımın arasında buldum. Bu şiirin sahibi orta yaşı da geçmiş çapkın bir şairdi... Adını hatırlamıyorum, Adanalıydı. Kitabını açmıştı bir sohbet esnasına, bu şiiri buldu ve "bu senin için" dedi. Çok mahcup bir kızdım. Hemen utanmıştım ve oradan bir an evvel gitmek istemiştim. Halbuki gayet kibardı. Benim için bir iltifatı kabul etmek bile zormuş, şimdi hatırlıyorum da. 
Geçmiş zaman olur ki

Çeşit aroması nedir?



                 Üzümden gelen, belirli çeşidi, iklimi ve toprağı yansıtan aromatik bileşikler, şarapların bölgesel karakteri ve kalitesi üzerine diğer aroma bileşiklerine göre daha belirleyici bir rol oynar. Bu bileşikler şaraplarda çeşit aromasından sorumludurlar. Buna karşın, bunlar üzümlerde serbest halde bulunanlardan farklılık gösterebilirler. Misketler gibi, aromatik çeşitlerin şıraları da şaraplarına benzer aromatik bir şıra verirler. Ancak birçok nötr aromalı üzüm çeşitlerinin şıraları pratikte kokusuzdur. Böyle olduğu halde yapıldığı üzüm çeşidinden gelen, karakteristik aromalı şaraplar verirler. Bu, birçok bilinen üzüm çeşidinde doğrudur: Merlot, Cabarnet Sauvignon, Cabarnet Frank, Sauvignon Blanc, Semillion, değişik Pinot çeşitleri, Gamay, Chardonnay, Chenin Blanc… vb. Üzümden gelen aroma ön bileşikleri kokusuz yapıdaki bağlı aroma maddeleri, şarapta çeşit aroması oluşturdukları için şarapçılıkta çok önemlidirler.
“Çeşit aroması” deyince her bir üzüm çeşidinin kendine özgü uçucu aroması vardır anlamına gelmez. Aslında aynı aileden birkaç üzüm çeşidinin şıra ve şaraplarında, diğer meyve ve bitkilerde olduğu gibi, aynı aromatik bileşikler ve onların öncüleri bulunur. Her bir üzüm çeşidinden yapılan şarapların bireysel aromatik karakteri çeşitli bileşiklerin son derece değişken kombinasyonları ve konsantrasyonlarından kaynaklanır.


                Vitis vinifera üzümlerinde bulunan ve ayrıntılı çalışılmış aromatik bileşikler terpen ailesine aittir. Bu bileşikler misket üzümleri ve onların şaraplarının karakteristik aromalarından sorumludurlar. Bununla birlikte, nötr üzüm çeşitlerinde de düşük konsantrasyonlarda bulunurlar. Genel olarak terpen bileşikleri serbest yapıda ve kokusuz, çoğunlukla glikozit yapıdaki öncül formda üzüm ve şaraplarda tanımlanmışlardır.

                 Aynı zamanda diğer bileşikler de çeşit aromasına katkıda bulunurlar. Tam olarak terpen sayılamayacak olan norizoprenoidler üzümlerdeki karotenoidlerin  kimyasal yada enzimatik yıkımı ile elde edilirler. Aynı zamanda glikozit yapıda öncüller olarak da bulunurlar. Günümüzde  Cabarnet Sauvignon gibi üzüm çeşitlerindeki  sebze (biber)  aromasında  metoksipirazinlerin rolü iyice anlaşılmıştır. Bu bileşikler üzümlerde serbest formda (öncül halde olmayan) tanımlanmıştır. Yakın zamanda tiol fonksiyonlu, oldukça aromatik bazı kükürt bileşiklerinin, özellikle Sauvignon Blanc ve bazı üzüm çeşitlerinin aromalarında önemli rol oynadıkları saptanmıştır. Bu bileşikler üzümlerde S-sisteine bağlı yapıda bulunurlar.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Elektromanyetik alan konusunda doktora yapmış bir arkadaşın ağzından;

 
 


Öncelikle dizüstü bilgisayarlarını asla ve asla kucağınızda, dizinizin üstünde kullanmayın.
...

En çok manyetik alanı saç kurutma makinesi ve ütü yayar (bu aletleri kullanırken acele edin, işinizi çabuk bitirin.

"Yatak odalarında televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunması tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Havayı iyonize eden elektromanyetik alan yüzünden çoğu zaman bir koku ile algıladığımız ancak gözle göremediğimiz elektrik yüklü parçalar havada asılı kalırlar. Saatlerce havalandırsanız bile tam olarak ortamdan süpürülmezler, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bu parçaları çekiyorsunuz demektir.

Elinizin hemen altındaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gönderir. Mutlaka kablolu mouse kullanınız. . Aynı şekilde uzun süreli klavye ve mouse kullanımı maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. "RSI (Repetitive Strain Injury)" denen sürekli aynı bedensel hareketlerin tekrarıyla oluşan eklem rahatsızlıkları ve "Carpal Tunnel Sendorumu (tekrar eden hareket sendromu )" ciddi sonuçları olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.

Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler. Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.

Mesela çoğumuzun kullandığı Bluetooth kablosuz bağlantısı için HP firmasının resmi kitapçığı "lütfen sağlığınız için bir metreden kısa mesafede Bluetooth kullanmayın” diyor.

Eğer bütçeniz yetiyorsa LCD dediğimiz ince ekranlardan alın. Bunun radyasyon seviyesi daha düşüktür.

Bilgisayar kasanızı bedeninizden uzak tutun. Kabloları mümkün olduğunca uzun tutarak çevrenizdeki boş alanı uzatın, Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.
Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.

Günde bir kaç saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler için bilgisayar karşısında zaman harcamayın.

Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.

Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler."

Sevgili okurlar, ben şahsen Balıkesir Dursunbey Güğü Köyü'nde çalışırken, köyde ametist madeni olması nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmiştim.

VE EN ÖNEMLİ KONU: . . . Eğer acil servis doktoru falan değilseniz, cep telefonunuz uyuyacağınız odada asla açık olarak kalmamalı. Gece siz uyurken Yatak Odanızdan en az 10 metre uzakta olmalıdır!!!!

Yapılan araştırmalara göre 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konuşanların, bir sağlık kuruluşunda beyin kontrolünden geçmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.. Unutmayınki , konuşurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi vardır . . . Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !

Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse değiştirin, kablolu alın.

Çamaşır ve bulaşık makineleri çalışırken yanında durmayın ( mesela bulaşık makinesini çalıştırıp yanındaki masada keyif çayı içmeyin veya masa keyfi yapmayın ), çünkü çok manyetik alan yayarlar. Özellikle çamaşır makinesinin, çamaşırları döndürme aşamasında hemen uzaklaşın.

Son olarak; kullanmadığınız aletleri fişten çekin. Yapılan araştırmaya göre, "stand by" da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketıyorlar. Ve ABD'de bekleme modunda tüketilen elektiriğe " vampir elektirik" deniliyor. Bu da gösteriyor ki elektronik aletler fişten çekilmediği, en azından güç düğmesinden kapanmadığı sürece bizim için tehlike yaymaya devam ediyor.

Tüm bu aletlerin neden olduğu masraf ve küresel ısınma yetmiyormuş gibi, bizi de tüketiyorlar yavaş yavaş. . .
 
 
Hayalperestin notu: Ben bir de kaktüsün radyasyonu emdiğini biliyorum ama onunla ilgili daha cevap bekliyorum. Haber alınca paylaşırım.

5 Ekim 2012 Cuma

Öküzgözü üzümü hakkında :)


 
Bu kalite üzümümüz hakkında biraz bilgi verelim... 
 
Efendim, öküzgözü üzümü ülkemizin en iyi kırmızı şaraplık çeşitleri arasında yer almaktadır. Elazığ, Malatya ve Gaziantep yörelerinde yetiştirilir (Cabaroğlu ve ark.,2006). Öküzgözü üzümü toplam fenol bileşikleri ve antosiyanin bakımından oldukça zengin bir çeşittir, yani renk özellikleri iyidir.

 Öküzgözü, ülkemizde yetiştirilen en iri üzüm olarak da bilinir. Adını üzümün iriliğinden değil öküzgözü gibi koyu renkli olmasından alır :)) Yuvarlak ve koyu renklidir; yapılı, kalıcı, kırmızı meyvemsi, dolgun, hafif tanenli özellikleriyle yıllandırılmaya uygundur.
 
 Öküzgözü üzümü yoğun olarak Elazığ yöresinde yetiştirilmekte ve aynı yörede yetiştirilen Boğazkere çeşidi ile karıştırılarak şaraba işlenmektedir. Hatta diyebiliriz ki Elazığ yöresinde şaraplık üzümlerin hemen hemen tamamını Öküzgözü ve Boğazkere çeşitleri oluşturmaktadır (Canbaş ve ark., 1995; Akar, 2011). Elazığ bölgesinde yetiştirilen Öküzgözü çeşidinin alkol miktarları % 12.5- 13.5 ve asit oranları litrede 5.5-7 gramdır. Şeker ve asit miktarının oldukça yüksek olması şaraplara aromatik ve dolgun bir yapı kazandırır (Canbaş ve ark., 2001).
 
Nice kaliteli şaraplara...
Keyifle kalın.
 
Referanslar:
AKAR, 2011.TR32 Düzey 2 Bölgesinde (Aydın, Denizli, Muğla) Bağcılık ve Şarap İmalatı, T.C. Güney Ege Kalkınma Ajansı Endüstri Mühendisi İzleme ve Değerlendirme Birimi – Uzman Şubat 2011 DENİZLİ.
 
CABAROĞLU,T., ERTEN, H., ÜNAL, Ü., BOZDOĞAN, A., 2006. Cibre Fermantasyonu             Süresinin Öküzgözü ve Boğazkere Üzümlerinden Karıştırılarak Elde Edilen         Şarapların Fenol Bileşikleri ve kalitesi Üzerine Etkisi. Gıda,31 (2): 77-85.
CANBAŞ, A., ÜNAL, Ü., DERYAOĞLU, A., ERTEN, H., CABAROĞLU, T. 1995. Elazığ           Yöresi Şaraplık Öküzgözü ve Boğazkere Üzümleri Üzerinde Teknolojik       Araştırmalar. I. 1988 ve 1989 Yılı Denemeleri. Gıda, 20 (5), 281- 288.
CANBAŞ, A., CABAROĞLU, T., ERTEN, H., DERYAOĞLU, A., ÜNAL, Ü., SELLİ, S., 2001.   Öküzgözü ve Boğazkere Üzümlerinin ve Bunlardan Elde Edilen Şarapların           Genel Özellikleri. Gap II. Tarım Kongresi, 24-26 Ekim, Şanlıurfa, 225-234.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Çal karası, çal karası...


Lâl Kavaklıdere Çalkarası üzümlerinden yapılıyor. Yazları özellikle pembe şaraba bayılıyorum. Kola ve ona benzer diğer gazlı içecekleri kestiğimden beri iyice vazgeçilmez oldu benim için. Peki nasıl bir üzümdür bu Çalkarası?
 
"Çalkarası Denizli, özellikle Çal ilçesi ve çevresinde yetiştirilen ve adını bu ilçeden alan ülkemizin yerli şaraplık siyah çeşitlerinden birisidir. Taneleri orta büyüklükte,  elipsoidal şekilli, etli ve sulu bir üzüm çeşididir. Renk potansiyelinin düşük olması kırmızı şarap olarak değerlendirilmesine pek imkan vermez. Bu nedenle genellikle pembe şaraba işlenir veya kupaj şarabı olarak değerlendirilir. Şarabının alkolü % 11-14 (h/h) ve toplam asidi 5-7 g/l (tartarik asit) arasında değişir. Çalkarası nötr bir çeşit olmasına rağmen duyusal açıdan dengeli, aromaca zengin bir şarap vermektedir. Bu çeşitten elde edilen şaraplar ağızda oldukça lezzetli dengeli ve kalıcı bir tat bırakmaktadır." İşte böyle anlatılıyor Prof. Dr. Turgut Cabaroğlu hocamın ve arkadaşlarının çalışmasında (2008)...
Çalkarası üzümlerinden elde edilen pembe şarapların aroma maddeleri üzerine yaptıkları aynı çalışmada GC-MS ile 62 aroma bileşiği belirlemişlerdir. Çalışmada araştırmacılar Çalkarası şarabındaki en önemli aroma grubunun meyve kokuları veren esterler (22 ester tanımlanmış) olduğunu bildirmişlerdir. Aynı zamanda aroma aktif değerleri dikkate alınarak Çalkarası şarabının en önemli aroma aktif bileşiklerinin esterlerden etil oktanoat, etil hekzanoat, etil bütanoat, etil izovalerat ve izoamil asetat olduğunu belirtmişlerdir.


Çalkarası ile veda ediyorum bu akşama bende, yoğun taze kırmızı ve beyaz olgun meyveler-tatlı baharatlar eşliğinde, şerefinize!
REFERANS
CABAROĞLU, T., ŞEN, K., ZORLU, S., 2008. Çalkarası üzümlerinden elde edilen pembe şarapların aroma maddeleri bileşiminin GC-MS-FID ile belirlenmesi. Ulusal Bağcılık-Şarapçılık Sempozyumu ve Sergisi, Bildiriler Kitabı, 6-8 Kasım, Denizli, 67-75.

Siz bugün hangi aşamadasınız?

Çok sevdim bunu internette karşıma çıkıp duruyor... Ben bugün "yapacağım" basamağındayım... Peki ya siz?

7 Eylül 2012 Cuma

Benim Hayal Panom


Geçirdiğimizbu günlerde pek hayal kuracak halimiz kalmadı biliyorum. Ama hayal kurmaktan hiç vazgeçmemeliyiz. İnsan hayal edebildiği sürece var olur, mutlu olur.

Baktım da evdeki hayal panomu güncellemem gerekiyor.  Çünkü oraya koyduklarıma çoğuna ulaştım. Bir hayalin peşinde koşmanın, onu her fırsatta hatırlayıp uğraşmanın zevki çok başka. Hayallerinizi elle tutulabilir şeyler olarak önünüze serdiğinizde, inandığınızda, onlara bakmaktan keyif aldığınızda, zaman içinde bir şekilde onlara ulaştığınızı siz de fark edeceksiniz.

Ben ne mi yaptım?

Gitmek istediğim yerlerin haritalarını, kartpostallarını, olmak istediğim hali koydum. Okumak istediğim bölümün logosunu, görmek istediğim bağların kartlarını koydum. Bunlar için çabaladım da. Sizlere de tavsiyem kendinize bir hayal panosu yapın, istediğiniz herşeyi koyun. Hedefinize odaklanın. Ama koyduğunuz resimlerden coşku duymalısınız, unutmayın.

Hayallerinizin gerçek olmasını dilerim.







5 Eylül 2012 Çarşamba

Sangriaaaa mı dediniz???

 
1. Çok lezzetli bir sangria yapmak için öncee çok sevimli bu işin eksperi bir adet arkadaş bulunulur.
2. Çok keyifli mevsim meyveleri alınır, yıkanır, temizlenir.
3. Bir şişe ucuz şarap alınır.  


 
4. Bir paket meyve suyu, mesela portakal suyu koyduk biz.

 
5. Meyveler ufak parçalar halinde gönlünüzce dilimlenir.
 




 
 

 
6. Dolaba konulur yarım gün beklenir.
7. Vee mutlu son: harika kokan çok leziz bir içecek.
AFİYET OLA!



Renkli dünyalar






Bu Blogda Ara da Bul :)

Her hakkı saklıdır!!!

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği bu blogdaki eserlerin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın blogundan link vermeden kullanmak suçtur.